
Bilen bilir, aidiyet duygum ortalamanın altındadır. Yine bilen bilir ki, bu aidiyetsizliğime rağmen benim de bir kimliğim var. Ve ‘altı’ da ‘üstü’ de Fenerbahçe’dir o kimliğin. Aidiyetsizliğimden mütevellit hiç bir şehre bağlanamadım bugüne kadar. ‘İstanbul’a aşığım’ vb. cümlelerin karşılığı yoktur benim algı dünyamda. Ben de severim İstanbul’u ama sebebi başka: İçinde sevdiğimi, Fenerbahçemi barındırır. Neyse konumuz Fenerbahçe değil, dağıtmayayım mevzuyu.
Şehirler, imkanlar, maddiyatlar üzerine değil, sevdiklerim üzerinden kurguladım ben hep hayatımı ve hatta hayallerimi. Nerede, ne şekilde, ne şartlar altında olduğum değil, kimlerle birlikte olduğumdu benim için önemli olan. Hala da öyle. Bana dair bir aidiyetten bahsedilecekse illa, dostlarıma ve sevdiklerime hissettiğim duygunun adıdır o.
Şehirler hep araç ve/veya sebep oldu benim için. Beni sevdiklerimle buluşturan ya da ayıran… Bavullarım hep uzanılacak mesafelerde oldu. Her an bulundum şehri yakıp gidebilirmiş gibi yakın. Bir şehre dair sevgi ve nefret cümlelerine pek yer vermedim yaşam seyrimde. Konumuz şehirlerin bende ne çağrıştırdığı da değildi aslında,kabul bu defa biraz dağıttım konuyu.
Daha fazla kelime masrafında bulunmadan geçiş yapıyorum konuya: Beni asıl tanımlayanlar yollardı her defasında. En büyük hayal kırıklıklarımı yollara ektim ben. Gittiğim şehirlere götürmemek için büyük bir özenle… En büyük coşkularımı da yollarda yaşadım. Sevdiklerimle buluştuğumda elimi ayağımı nereye koyacağımı bilmeyen şaşkınlığımın sebebi de bu olsa gerek. Sevdiklerimi görecek olmanın coşkusunu o kadar derinden yaşadım ki yollarda, onlara vardığımda yorgun buldum çoğu zaman kendimi. En çok yollardan, yola çıkmaktan nefret ettim o yüzden ve en çok yolları sevdim tam da aynı sebeplerden.
Durup dururken açmadım tabii ki yol ve yolculuk meselesini. Bu aralar sık sık şehir değiştirmekteyim, yollara düşmekteyim yani. Bir yanım çok mutlu oluyor bu durumdan, uzun zamandır farkında ol-a-madığım özgürlük duygusunun tadını çıkarıyor sindire sindire. Bir yanım mızmızlanıyor habire, hemen bitsin bu yolculuklar artık bir düzenimiz olsun istiyor. Yola çıkma vakti geldikçe ettiği küfürler artıyor…
Kısacası, hayatımın bundan sonra nerede ve ne sıfatla geçeceğini tayin edecek yolculuklar ve sınavlar silsilesi başladı 1-2 haftadır ve -en az- 1-2 hafta daha sürecek… Ve bu defa yollar en az üstteki resim kadar karışık ve belli değil nereye gideceği… Yazıya başlarken bu durum için bana şans dileyin, dua edin falan diyecektim galiba. Ama kelimelerim kafamdaki kurgunun ötesine taşıdı yazıyı. Aidiyetsiz bir adamın kelimelerinin kendilerini bir konuya ait hissetmeleri de beklenemez zaten. Hayatta her şey kurgulanamaz, bu da öyle bir yazı oldu işte… Af eyleyin…
i.s.e.