
Ölüm üzerine söylenilen her söz eksik, yavan kalıyor benim algımda… Ve üzerinden 2 hafta geçmesine rağmen, şu an fark ediyorum ki hala kabul etmedim, edemedim ananemin vefat ettiğini. Vefat etmek, ölmek… Hepsi basit kelimeler olarak kalıyor hissettiklerimin ve hatta hissetmezden geldiklerimin karşısında… Cansız bedenini tabuta yerleştirenlerden birisi bendim oysa, cansızlığının canlı tanığı yani… Yine de -en azından- anılarım kabullenemiyor durumu. Sanki birkaç hafta gitmesem o eve, taziye için gelenler dağılmış olsa, ve birdenbire çalsam kapıyı yine o açacak bütün hoşgörüsüyle…
Hafızam kötü davranıyor bu aralar bana. Durup durup ölümünden bir hafta önceki nasihatlerini hatırlatıyor bana. Ve her şey daha da zorlaşıyor. Bütün normalleştirme çabalarına rağmen, normalleşmeyi beceremeyen bir sıkıntı peydahlanıyor yüreğimde. Birinin çıkıp sahneye ‘şakaydı’, “‘taziye evinde nasıl davranılır’ konulu aşamayı son derece başarılı tamamladınız” demesini, ve bütün bu 2 haftayı uzaklardan izlemiş olana ananemin yaptıklarım için bana teşekkür edeceği anı bekler gibiyim…‘Gibiyim’ değil aslında, tam olarak öyleyim. Bu Dünya’da bir daha O’nunla karşılaşamayacak olmaya ikna etmenin bir yolu yok benliğimi.
Tanıdığım, gördüğüm ve duyduklarım kadarıyla, sessiz sakin yaşadı hayatı. Giderken de bir tezatlık yapmadı bu genel haline. Sessiz ve sitemsiz ayrıldı aramızdan… Yazmak, anlatmak istediğim çok şey var O’nunla ilgili ama kesinlikle şimdi değil… Belki daha sonra, biraz daha toparlayınca kelimelerimi… Tek dileğim, şu an huzurlu olması… Umarım gittiğin yerde, buraları hiç aramayacak kadar mutlusundur Anane…
i.s.e.