
-Hocam Ortadoğu sorunuyla ilgili tarihsel dokümanı bu kitapta bulabilir miyiz?
Ortadoğu sorununu çözersek, belki kendi sorunumu çözmem de kolaylaşır. Ortadoğu ile ne alakanız var efendim? Alakamız olmaz olur mu, yüreğimizi en çok parçalayan ezgiler hep Ortadoğu ezgileri değil mi? Kendinizi kandırmak da özgürsünüz efendim.
-Ben bu kitabı Londra’da aldım. Orada büyük bir kitapevini gezerken gözüme çarpmıştı. Gün boyu en az 10 tane kitabı okuduktan sonra bu kitabı kaynakça olarak kullanabileceğim için satın. Bir kitabı satın almadan önce okumak gerekir. Ben bugüne kadar…….
Hocam bana ne sizin kitabı nasıl aldığınızdan. Kişisel beğenilerinizi birazcık da kendinize saklasanız. Anladık en iyi kitapları hep siz alırsınız. Ya yazdığınız kitaplardan ne haber? Ya da yazamadıklarınızdan? Ama iyi ki yazamıyorsunuz Hocam. Sırf okumak için nasıl kitap seçtiğinizi bile anlatırken bu kadar kabarıyorsa egonuz, birde o kitabı siz yazmış olsaydınız sığamazdık üç kişi bu odaya. Siz, ben ve egonuz.
-Tabii, Hocam haklısınız. Ben de bu engin bilginize güvendiğim için soruyorum zaten.
Yalan söylüyorum Hocam.Hiç bir bilginize güvenmiyorum. Yalan söylüyorum ve bunun suçlusu sizsiniz. Siz ve o pis egonuz. Ne olurdu sanki biraz hakikat üzerine konuşabilseydik sizinle. Şimdi takıldı aklıma, siz uçağa binerken kaç kişilik bilet alıyorsunuz Hocam. Egonuz için bilet parası istemiyor mu hiçbir firma. Bu egonuzu sadece benim fark edebildiğimi söylemeyin lütfen. Her yerden herkes tarafından görülebilinir bu, görülmeli. Gün boyu sırtınızda taşımaktan yorulmuyor musunuz onu? Hıhı haklısınız. Oğlunuz da çok başarılı bir insan. Hiç birimiz ne sizin ne de oğlunuz gibi bireyler olamayacağız. İyi de bundan utanmanız gerekmez mi Hocam? Yıllar sonra ‘benden daha vasıfsız öğrenciler yetiştirdim’ cümlesi hicap duymanıza sebebiyet vermeyecek mi? Bir eğitmenin amacı kendisinden daha iyi olacak öğrenciler yetiştirmek değil mi? Neden benim bu soruları yüzünüze karşı sormama izin vermiyorsunuz Hocam? En azından ofisinize geldiğinizde şu egonuzu portmantoya assanız da hepimiz rahat etsek be Hocam. Böyle diyalog kurmak çok zor oluyor benim için. Aynı dili konuşmamız imkansızlaşıyor.
-…..Geçen gün bana bu hediyeyi göndermiş.Bir babaya verilebilinecek en güzel hediye olsa gerek.
-Muhakkak öyledir. Ne de olsa sizin oğlunuz Hocam.

Ortadoğu diyorduk Hocam. Sorun diyorduk, ne ara ve ne çabuk güzellemelere geçtik. Ben aradaki boşlukları neden ıskalıyorum her defasında? İstediğiniz cevabı alamayacağınızı siz de biliyordunuz efendim. Denemek istedim sadece denemek. Bunun için beni kimse suçlayamaz. Birazcık iyi niyet kurbanıyız işte, her zamanki gibi.
Artık kabusum oldunuz Hocam. Otobüse binerken çekinmeye başladım. Ya yanlışlıkla sizin egonuza çarparsam diye çekiniyorum. Bu odada daha fazla nefes alamayacağım Hocam. Egonuz ikimizin toplamından daha fazla oksijen tüketiyor ve yerine hiçbir şey üretmiyor işin kötüsü. O zaman neden sürekli hak veriyorsunuz O’na? Doğruları Onunla da paylaşsanız efendim? Bunu anlayamayacağını ikimiz de çok iyi biliyoruz Olric. Hem vazgeçtim zaten Ortadoğu’dan, gidip kendimizi güzel kızların arasına bırakalım Olric.
-Bilgiler için teşekkürler Hocam.Görüşmek üzere.
Umarım bir daha hiç görüşmeyiz Hocam. Beni çok yordunuz ve sizden alacaklıyım. Üstelik bu alacağımı hiçbir şekilde tahsil edemeyeceğim sizden. Bankalar bu tür konularla ilgilenmiyor henüz. Onlar için kayda değer rakamlar değil henüz bunlar. Sahi Ortadoğu neresi Olric? Ortadoğu nerenin ortası ve doğusu? Benim işim sorularla yardım etmek efendim size, cevaplarla değil…
i.s.e.