Bazı adamlar için bu dünyada yaşamak zordur. Hani şu rekabeti sevmeyen, beceremeyen, kendi halinde yaşamaya çalışan insanlar için. Uzaklardan değil, yakından, yakınımdan bizzat kendimden bildiriyorum. Bazen bir bilgisayar olarak yaratılacakken son anda insan olarak dünyayı geldiğime inanıyorum. Hani şu insanların ihtiyaç duyduklarında kullandıkları, sadece yetenekleri kadar iş yapan ve asla bunun üstüne çıkmak gibi bir derdi olmayan makinelerden bahsediyorum. Duygusuz olduğumdan falan değil, sadece rekabetsizliğimden. Zira eminim siz de ‘dur bana bir şans daha ver, daha iyisini yapabilirim’ ya da ‘ bugün daha çok çalışıp insanların gözüne girmeliyim’ benzeri cümleler kuran bilgisayarlara denk gelmemişsinizdir, tıpkı benim gibi. Bu rekabetsiz yetenekleri beni kendilerine hayran bırakıyor açıkçası. Ama bir yandan da rekabet edebilen ve bu rekabetlerden çoğu zaman galip çıkabilen şeylere özeniyorum. İkizler burcu olmamla alakası yok konunun; ben beceremiyorum diye hiç kimsenin rekabet etmemesi gerekmez tabii. Bazılarının rekabet gücü ve başarıları başkaları için de umut kaynağıdır zira. Başardıklarıyla hayatıma ışık saçan şeyler var tabii ki benim hayatımda da : Fenerbahçe ve babam mesela…
İkisine olan hayranlığım ve sevgim birbirinin içine geçti ve tetikledi birisi diğerini her defasında. Fenerbahçe’yi en çok babama benzetip sevdim. O’nu hep eksik, yarım-yamalak sevmek zorunluluğumdan dolayı galiba, gelip kimi zaman gözyaşımın kimi zaman haykırışımın, sevincimin, inatçı gülümsememin ışığı oldu Fenerbahçe. Bizim oralarda zordur; bir erkek çocuğunun sevgisini babasına belli etmesi, hatta kime karşı olursa olsun zordur sevgiyi, sevdiğini belli etmek. Anneyi sevmenin zorluğunun yarattığı boşluğu, annenin gözyaşları, gurbetten dönen oğlunun sevdiği yemekleri yapma telaşı, oğlunun gözyaşlarından ürkme tedirginliği doldurur, babayla olan boşluk hep bir eksik olarak durur. Bir bankamatik soğukluğunda yaşar ruhunuzda ömür boyu. Bu soğukluktan kurtulma çabasıyla hayatımın merkezine oturttum galiba Fenerbahçe’yi.
Ve çok benzettim kimi zaman babamı Fenerbahçe’ye, kimi zaman Fenerbahçe’yi babama. Güçlü duruşları adımlarımı kolaylaştırdı. İkisine de çok özendim, bu yalnızlığı nasıl kaldırdıklarını ve buna rağmen nasıl dimdik yürüyebildiklerini anlayabilmek için didindim durdum. Onlar gibi olmayı, olabilmeyi arzuladım galiba ama hiç beceremedim. Babamın en yalnız, en nefessiz anlarında hiç yanında olamadım,O böyle anları hiç hissettirmez çünkü. Kendine saklar hüznünü, gözyaşları içine akar. Bu yüzden, zor zamanlarda, nefessiz anlarında ve herkesler çekip gitmişken daha çok çabalıyorum Fenerbahçe’nin yanında olabilmeye. O’nu o haliyle de sevdiğimi babama hiç söyleyemediğim için, daha çok bağırıyorum kaybettiğinde ‘Fenerbahçe’ diye. Fenerbahçe de babam da bilebilsin diye.
Yazıya başlarken başka bir şeyler anlatacaktım sanki, ‘rekabetsiz’ ruhum yolunu değiştirdi kelimelerimin….
babanın bu güzel sevgini hissettiğine emin olabilirsin.
İşimi şansa bırakmayıp, bizzat okuttum zaten yazıyı
Bankamatik baba:)