Allah’ım bir merhem ver bu çocuğun yüreğine, çok kanıyor…
Önce kanayarak öğrendim hayatı, sonra hayatın kanayarak öğrenildiğini. Kanarken, kanattıklarım da oldu elbet…Sütten çıkmış ak kaşık gibi anlatmaya niyetim yok hiç kendimi. Mutlaka ‘insafsız’ı oynamak bana da düştü, bazılarının hayat hikâyelerinde. Beni öldürenler gibi, benim de öldürdüklerim oldu elbet. Öldürürken çok ‘haklı’ gerekçelerim vardı –tıpkı Raskolnikov gibi-. Hesaba katmadığım, katamadığım –yaranız taze ve kanamaktayken her şeyi hesap edemeyebilirsiniz- bir şey gelip oturdu yüreğimin orta yerine: ‘Vicdan’ ve altüst etti içimdekileri –tıpkı Raskolnikov’un iç dünyasını altüst ettiği gibi-…
Söylenilenler kanatır karşıdakini, yuttuğunuz kelimelerle kanarsınız. Çoğu zaman susmayı tercih edenlerdenim, kanatmak yerine kanamayı göze alanlardan yani. Bu yüzden hala kanayan, kapanmayan yaralarım var. Kimisi daha bugün başladı kanamaya, temeli birkaç ay öncesine ve birkaç yıla dayananları da var. Hatta çocukluğuma kadar uzananı da…
Yüreğinizi atarken ‘er meydanına’, kaybetmeyi göze alırken, yaralanmayı; mutlaka güvendiğiniz birileri vardır arkanızda: Aileniz ve dostlarınız. -Ben de en çok onlara güvendim, hata yapmayı göze alan cesurluğumun limanları olarak.- En çok onlar kanatır oysa, en mahrem acılarınızı bilen, en çok nasıl acı çekeceğinizden emin olan kişiler. Bu yüzden en çok onlar kanattı beni de, hepiniz gibi. Onları bunu yapmaya teşvik eden hayvansı dürtüye, neden boyun eğdiklerini anlayamadım çoğu zaman. Ama kabullendim olanı biteni.
Yaralarım kanıyor, kanayacaklar, kanasınlar yaşamım boyunca. Çünkü her yara ayrı bir kanıtı yaşadığımın. Hem ne demişti Yunus “her kim ki aşka müşteri, canına od vurmuşlar.”…
Bir konuda ayrışıyoruz belki sizinle, ben her defasında -ilk defaymışçasına- güvendim sevdiklerime. Dediğim gibi, bazen bizzat çok kıymetlilerim kanattı, bazen de dışarı kaçtım yaralanmak için. Nasıl olsa onlar iyileştirir diye. Haksızlık etmeyeyim, kimisi pansuman etti yaralarımı, hatta öpüp geçirmeye çalışanlar bile oldu. Şimdiki zaman ve –di’li geçmişimde yer alan onlara, ne kadar teşekkür etsem az kalır biliyorum. Bazıları ise iğneler batırdı vücuduma, ben şefkatli gözlerinden merhem dilenirken. Affettim diyemem onları, affetmek büyüklüğün şanındandır. Onlardan büyük olduğumu iddia edemem asla. Ama kırgın da değilim hiçbirisine, dediğim gibi kabullendim tüm olup biteni. Anlam veremediğim davranışlarının sebeplerini kendimde aradım. Bulduklarımı değiştirmeye çalıştım, bulamadıklarımın kanamasına alıştım…
Tüm bu olup bitenler için bir şeyler söylenecekse eğer: Teşekkürler hepinize, her şey için…

