Yalnızlığın rolü oynanıyor her yerde. Kelimeler ağır vagonlu trenler gibi gitmemeye daha niyetli, senin aksine. Ölü kadın gibi bakma suratıma.

Oysa seninle Agora Meyhanesine gidecektik daha. Orada hayattan kopmuş yaşamları bir yerlerinden tutup yeniden hayata bağlayacaktık. Neyimize gerekse… Biz fazlalıklardan hoşlanmıyorduk, fazla kısmını dağıtacaktık umudumuzun. Yeterli olanı kalınca elimize, rahatlayacaktık. Kavga edecektik eve döndüğümüzde, herhangi bir sebepten ötürü. Belki sebep bile bulmadan kavga edecektik. Böylece sevgimizin fazlalığından kurtulacaktık. O fazlalık çevremizdekilere batıp, onları rahatsız etmesin diye.

Yalnızlığın rolü oynanıyor bizim evde.

Oysa Şükrü Saraçoğlu Stadı’na gidecektik seninle. Tuncay Şanlı bizim için havalandıracaktı ağları. ”Goool” diye kalkacaktık ayağa. Sonra birimiz -ki büyük ihtimalle sen- ofsayt olduğunu iddia edecekti pozisyonun. Ve günlerce bunu tartışacaktık:  ’-Ofsayt  -Saçmalama.’ Evimizin odasını boyayacaktık. İlk önce hangi odayı boyayacağımız konusunda, sonra rengi konusunda sırf tartışmak için tartışacaktık. Oysa ikimiz de biliyorduk, ben sarıya boyayacaktım oturma odasının yarısını, sen laciverte diğer yarısını. Beni sinir edebilmek için, kırmızı tonlar serpiştirecektin araya. Senin emeğine saygısızlık etmeyecektim; sinir olacaktım.

Şimdi anlamsız bir beyazlık içinde duvarlar ve yalnızlığın rengi çarpıyor her yerde gözüme.

Oysa karar verecektik seninle nasıl öleceğimize. Kazancı Bedih gibi zehirlenerek mi, Uğur Mumcu gibi suikaste kurban giderek mi ya da bir gözaltında mı, belki de Deniz gibi bir ipe asılı olarak verecektik son nefesimizi. Şeklini biz tayin edecektik ölümümüzün. Sen ‘falçata’ diyecektin, ben ‘kelimeler’ ölüm aracı olarak. Ölüm planını anlatacaktın; falçatayla beni sırtımdan vuracaktın, ben son nefesimi vermeden kalbine saplayacaktın falçatayı, elimi tutacaktın, birlikte verecektik son nefesimizi. Ben sözünü kesecektim; yaşarken kelimelerin gücüne inandığımı hatırlatacaktım bir kez daha sana. O yüzden ölürken de sebebim kelimeler olmalı diyecektim. ‘Bitti’ sözüyle yaralayacaktım kalbini, ‘hadi git!’ hançerin olacaktı. Sen son nefesini vermeden, ‘onu ben öldürdüm’ kelimesiyse benim hançerim ve elini tutacaktım, son nefesimizi birlikte verecektik.

Ölü bir kadın gibi yüzüme bakmaya devam etme hala! Öldüğünü inkar ediyorum bütün benliğimle. Son nefesinde elini tutamadığım yalan olmalıydı.

Oysa koca umutlarımız vardı. Sen anlamsız bakarken kayboldu benimkiler. Giderken yanında mı götürdün onları? Sadece bilmek için soruyorum. Geri istemeyeceğim merak etme sendeyse. Ben kaybettiklerimi bulmayı değil, nerede olduklarını bilmeyi severim, bilirsin. Ve ben bilmediklerimden nefret ederim, bunu da bilmen gerekir galiba.

Ölü kadın gibi bakışların…

Oysa nasıl öleceğimize biz karar verecektik…

Son nefesimizde beraber birbirimizin elini tutacaktık…

Oysa birbirimizi sevecektik…

Benim umutlarım kayıp,

Sen kimsin?…

i.s.e.

Categories: Öykümtrak

Facebook Yorumlar:

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.

deli'nin twitleri