“Seni özledim,çok özledim.” Bu cümleyi yüzüne söyleseydim,gülümserdin ve şartlar ne olursa olsun mutlu olurdun mutlaka. Belki bir adamı soktuğun durumun gururu sarardı egonu, belki benim için hala bir anlam ifade ediyor olman varlığını anlamlandırırdı yeniden ya da bilmediğim bir ya da birçok sebepten ötürü mutlu olurdun mutlaka. Ama hemen ardından eklerdin “Abartma!Özlenilecek kadar ne yaşadık ki!” Seni hala unutmamış olmam da garip gelirdi sana. Unutulmayacak kadar önemli şeyler yaşamadığımızı düşünüyorsun çünkü. Çünkü senin için yaşanılan şeylerin içinde ancak sen olursan değerli olabilir o şeyler. Çünkü sen,sen farkında bile değilken seninle neler yaşadığımı anlayamazsın. Seni hala unutmamış olmamın güçlü hafızamla hiçbir ilgisi olmadığını ve asıl sebeplerin ne olduğunu sana anlatamam, anlatmam, anlayamazsın.
Ve evet haklısın; abartıyorum seni, sana dair, senle ilgili her şeyi. Sıradan gülümsemeni, yanağındaki gamzeyi, adamakıllı bir cümle etmeyen kelimeler topluluğunu, kendini kendinden menkul zanneden bilinçsizliğini. Eskiden daha da abartıp, masumiyeti simgelediğini bile düşünüyordum, biliyorsun. Abartı dozajımı azalttım,hem ‘masumiyet’ de ‘Anna’lık da Rüya’ya daha çok yakışıyor. Seni bu kadar, böylesine ve hala abarttığım için bana şaşırmak ve/veya küçümseyen bir tavırla yaklaşmak yerine minnet duymalısın bana. Varlığını, benim seni abartmama borçlusun. Tüm değerin seni benim kadar seven ve abartan kişilerden ibaret. Annenin, babanın, abinin ve benim seni bu kadar abartmamız sayesinde varsın. Varlığını bize, en çok da bana borçlusun.
Bir gün seni abartmaktan vazgeçeceğim ve sen öleceksin. Cenazende hiç kimse olmayacak, senin için feryat figan yakılmayacak, hiç kimse ağlamayacak. Sırf sen ölme diye döktüğüm gözyaşlarından bir tanesini bile dökmeyeceğim senin ölümün için. Sessiz, sedasız öleceksin… Ben seni abartmaktan vazgeçeceğim ve sen öleceksin, hiç kimse fark etmeksizin. Öldüğün gecenin ertesinde yine annen uyandıracak seni, üstünü giyinip okula gitmeye hazırlanacaksın ve ne olduklarını bilmediğim diğer günlük ritüellerini yerine getireceksin. Her şey yine aynıymış zannedeceksin, sadece bir an aynaya baktığında garip bir duyguya kapılacaksın, hissettiğin şeyin ölüm duygusu olduğunu ve seni abartmaktan vazgeçtiğimi fark edemeyeceksin. O gün ne giysen, ne yapsan üstüne yakıştıramayacaksın, hangi parfümü sıksan üzerine sinen kokudan kurtulamayacaksın. Boş vermeye çalışacaksın, aynada yabancılaştığın görüntünü. Her zaman görüştüğün arkadaşlarınla görüşecek, yine aynı derslere girecek aynı cafelerde zaman geçirecek, aynı kelimeleri kullanacaksın. Ama ne yaparsan yap içindeki sıkıntıdan kurtulamayacaksın. Bir ara dolacak gözlerin ama düşmeyecek gözyaşın; yağma yok: Cenazene sen bile ağlayamayacaksın.
Birkaç gün, birkaç hafta ya da birkaç ay boyunca kendini bir türlü anlamlandıramayışını anlayamayacaksın. Kendini kendinden menkul zanneden cahilliğin kristal bir bardak gibi tuzla buz olacak elinde, tenine batacak ve acıtacak. Kendinden menkul olmadığını ve artık öldüğünü fark ettiğinde kapıma geleceksin, varlığını tekrar kazanabilmek için. Seni tekrar abartmam için yalvaracaksın. Her şeyi en gerçek haliyle yaşayan ve hala hayatta olan ben,ölü bir kadının kelimelerini anlamayacağım.
O günden sonra seni hiç abartmayacağım ve sen hep ölü kalacaksın…

ağır bi yazı olmuş sevgilim.
‘Ağır’ zamanlarda,’ağır’ duygular altında yazılan bazı yazılar ‘ağır’ olabilirler. Belki bu da onlardan birisi aşkım.