Kendi başına haykırdığını zannediyorsun. Çığlığın ilk benim kulağımda yankılanıyor oysa. Yalnızlığına ağlayan gözyaşların benim önüme düşüyor. Olur olmadık yer ve zamanlarda ortak çıkıyorsun hayatıma, hayatımdakilere. Kardeşim senin gibi gülmeye başlıyor birden, arkadaşımın esprisinde yer ediniyorsun kendine. Televizyonda gördüğüm filmin kadın oyuncusu sana öykünüyor ağlarken…
Hâla her sabah sana uyanıyorum, her sabah seninle karşılaşabilmek için çıkıyorum evden ve hâla her sabah korkuyorum seninle karşılaşmaktan. İskelede durup vapurları uğurluyorum mutlaka birisinde sen varsındır diye. Eksik etmiyorum sıcak gülümsememi gelen vapurlardan. Hani olur da… olmaz aslında. Sen uzaklara öykünüyorsun bir yanınla, bilmediğin hayatların şatafatı cezp ediyor hayallerini. Bir yanın burada kalmak istiyor. Bu şehirde ailenle, benimle. Bir yanın benden uzağa götürüyor seni, öteki yanın yokluğuma ağlıyor. Her geçen an daha fazla çelişiyor duyguların, her geçen an daha fazla karışıyor kafan. Ve ben yardım edemiyorum sana. Bu kadar zor olmamalıydı biliyorum, sana ‘benimle kal’ demek ya da ‘ hadi git!’. Konuşamıyorum çünkü. Kelimelerimi gözlerindeki inatçı çocuğa vermiştim, geri almak imkansız artık…
Basit belki de her şey; sen çelişkilerinin seni sürüklediği tercihini yaşıyorsun, ben de tepkisizliğimin, kelimesizliğimin… Bir aşkın basitleşmesi rahatsız ediyor belki de ikimizi. Anlatacağım ve bilmen gereken çok şey var aslında ama, ne ben cesaret ederim anlatmaya ne de sen tahammül edersin dinlemeye. Ben yanlışı düzeltmeye çalışırken sabırsızım, sen de yanlış yapma konusunda aceleci. O yüzden bundan ötesini ‘bilme en iyisi’…
